Müvekkillerimizin en sık karşılaştığı hukuki meseleler, yasal süreler ve süreç yönetimi
İş sözleşmeniz işveren tarafından tek taraflı feshedildiğinde, feshin hukuki niteliği bilinmeden aceleyle imzalanan evraklar hak kaybına yol açabilir.
4857 sayılı İş Kanunu uyarınca fesih bildiriminin yazılı yapılması ve gerekçesinin açıkça belirtilmesi zorunludur. İşçiye savunma hakkı tanınmadan veya soyut gerekçelerle yapılan fesihler geçersiz sayılabilir.
Fesih bildirimini teslim alırken tebliğ tarihini mutlaka not edin. İçeriğini tam olarak bilmediğiniz, feragat içeren ibranameleri imzalamaktan kaçının. Kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve ödenmemiş ücret/fazla mesai alacaklarınızın dökümünü hazırlayın.
İşe iade talebinde bulunulacaksa, fesih bildiriminin tebliğinden itibaren 1 ay içinde arabuluculuk başvurusu yapılması zorunludur. Bu süre hak düşürücü olup telafisi mümkün değildir.
Haksız veya geçersiz bir nedenle işten çıkarıldığını düşünen her işçi doğrudan işe iade davası açamaz; yasanın aradığı belirli ön koşulların varlığı gerekir.
İş güvencesi hükümleri (4857 sayılı İş Kanunu m. 18 vd.) gereğince işçinin işe iade davası açabilmesi için: işyerinde en az 30 işçi çalışıyor olması, işçinin en az 6 aylık kıdeminin bulunması, iş sözleşmesinin belirsiz süreli olması ve işçinin işletmenin bütününü sevk ve idare eden işveren vekili konumunda bulunmaması şarttır.
Şartların sağlandığı tespit edilirse fesih bildiriminden itibaren 1 ay içinde arabulucuya başvurulur. Arabuluculukta anlaşma sağlanamazsa, son tutanağın düzenlendiği tarihten itibaren 2 hafta içinde iş mahkemesinde dava açılır.
30 işçi sayısı belirlenirken aynı işverene ait aynı işkolundaki tüm şube ve işyerlerinde çalışan işçi sayıları birlikte dikkate alınır.
Uyuşmazlık yaşadığı karşı tarafla arabuluculuk masasına oturmak istemeyen veya doğrudan mahkemeye başvurmak isteyen ilgililer usulî engelle karşılaşabilir.
6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu ve ilgili özel kanunlar uyarınca; işçi-işveren uyuşmazlıkları (işe iade ve işçilik alacakları), ticari davalar, tüketici uyuşmazlıkları ve kira uyuşmazlıklarında arabuluculuk dava şartıdır.
Yetkili adliye arabuluculuk bürosuna başvurularak süreç başlatılır. Taraflar arabulucu huzurunda müzakere eder; anlaşma sağlanırsa düzenlenen tutanak ilam (mahkeme kararı) niteliğindedir. Anlaşma sağlanamazsa son tutanakla birlikte dava açılır.
Zorunlu arabuluculuk sürecine başvurulmaksızın açılan davalar, mahkemece başkaca hiçbir inceleme yapılmaksızın dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddedilir.
Kendisine icra dairesinden ilamsız takip kapsamında ödeme emri tebliğ edilen kişi, gerçekte böyle bir borcu olmadığını veya borcun miktarının hatalı olduğunu ileri sürmektedir.
İcra ve İflas Kanunu (İİK m. 62) uyarınca, genel haciz yoluyla ilamsız takiplerde borçlunun itiraz süresi, ödeme emrinin tebliğinden itibaren 7 gündür. Kambiyo senetlerine (çek, bono, poliçe) özgü haciz yolunda ise borca ve imzaya itiraz süresi 5 gündür.
İtiraz, takibi yürüten icra dairesine veya muhabere yoluyla herhangi bir icra dairesine yazılı dilekçe ile veya sözlü beyanın tutanağa geçirilmesiyle yapılır. İtirazda borca, yetkiye veya imzaya itiraz gerekçeleri hukuken doğru ve somut biçimde belirtilmelidir.
Süresinde itiraz edilmemesi halinde takip kesinleşir ve alacaklı derhal haciz işlemlerini (banka hesaplarına bloke, taşınır-taşınmaz haczi) başlatabilir. Bu aşamadan sonra takip ancak menfi tespit davası veya istirdat davası ile durdurulabilir.
Alacaklının başlattığı ilamsız icra takibi, borçlunun itiraz dilekçesi vermesiyle durur ve haciz aşamasına geçilemez.
İİK hükümleri gereğince duran takibin devamı için alacaklının elindeki belgenin niteliğine göre iki yoldan biri seçilir: İİK m. 68 kapsamındaki kesin belgelere dayanılıyorsa icra mahkemesinde itirazın kaldırılması (6 ay içinde); adi yazılı belge veya faturaya dayanılıyorsa genel mahkemelerde itirazın iptali davası (1 yıl içinde) açılmalıdır.
Alacaklının elindeki delil durumu incelenerek en hızlı ve az maliyetli hukuki yol belirlenir. Dava açılırken borçlunun haksız itirazı nedeniyle asgari %20 oranında icra inkâr tazminatı talep edilir.
İtirazın tebliğinden itibaren 1 yıllık süre içinde itirazın iptali davası açılmazsa, o takibe dayalı itirazın iptali hakkı düşer; alacak ancak genel hükümlere göre bağımsız bir alacak davasına konu edilebilir.
Mirasbırakanın vefatı sonrası intikal eden gayrimenkul ve mallar elbirliği mülkiyeti hükümlerine tabidir; tek bir mirasçının dahi imzalamadığı rızai taksim sözleşmesi geçerli olmaz ve mallar paylaşılamaz.
Türk Medeni Kanunu m. 642 uyarınca, mirasçılardan her biri tereke mallarının paylaşılmasını her zaman talep edebilir. Anlaşma sağlanamayan durumlarda Sulh Hukuk Mahkemesi'nde ortaklığın giderilmesi (izale-i şüyu) davası açılır.
Öncelikle zorunlu arabuluculuk kapsamında mirasçılar arasında anlaşma zemini aranır. Uzlaşma sağlanamazsa ortaklığın giderilmesi davasında mahkemece malın aynen taksimi (bölünmesi) mümkünse taksim edilir; mümkün değilse icra yoluyla açık artırma ile satılarak bedeli payları oranında mirasçılara dağıtılır.
1 Eylül 2023 tarihinden itibaren ortaklığın giderilmesi (izale-i şüyu) davalarında da dava açmadan önce arabuluculuk dava şartı haline getirilmiştir.
Mirasbırakan sağlığında, diğer mirasçılardan mal kaçırmak kastıyla gerçekte bağışladığı taşınmazı tapuda satış veya ölünceye kadar bakma akdi gibi göstermiştir.
01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca, saklı pay sahibi olsun ya da olmasın yasal mirasçılar, muvazaalı işlemin geçersizliğini ileri sürerek tapu kaydının iptali ve miras payları oranında adlarına tescilini talep edebilirler (Muris Muvazaası Hukuksal Nedenine Dayalı Tapu İptali ve Tescil Davası).
Mirasbırakanın vefatından sonra Asliye Hukuk Mahkemesi'nde dava açılır. Murisin gerçek iradesi; devir tarihindeki malvarlığı durumu, devredilen kişinin alım gücü, aile içi ilişkiler ve yerel adetler delillendirilerek ispatlanır.
Bu dava mirasbırakan sağken açılamaz; ancak vefatından sonra açılabilir. Muris muvazaası davası herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süreye tabi değildir.
Boşanma sürecine giren eşlerin evlilik birliği süresince edindikleri taşınmaz, araç, şirket hissesi ve banka birikimlerinin kime ait olacağı ve nasıl bölüştürüleceği konusunda anlaşmazlık yaşanmaktadır.
01.01.2002 tarihinden sonra evlenen veya bu tarihten sonra edinilen mallar için yasal rejim edinilmiş mallara katılma rejimidir (TMK m. 202 vd.). Kişisel mallar (miras kalanlar, karşılıksız kazanımlar, manevi tazminatlar) paylaşıma dahil edilmez; evlilik içinde çalışma karşılığı elde edilen edinilmiş malların artık değeri üzerinden diğer eşin 1/2 oranında katılma alacağı hakkı doğar.
Boşanma davası ile birlikte veya boşanmanın kesinleşmesinden itibaren bağımsız bir mal rejiminin tasfiyesi davası açılır. Malların kaçırılmasını engellemek üzere ihtiyati tedbir talep edilir; değer artış payı ve katılma alacağı aktüeryal ve mali bilirkişi marifetiyle hesaplanır.
Mal rejiminin tasfiyesi davasında esasa ilişkin karar verilebilmesi için öncelikle boşanma davasının kesinleşmesi gerekir. Ayrıca mal tasfiyesi davası, boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren 10 yıllık zamanaşımına tabidir.
Boşanma sürecinde müşterek çocuğun velayetinin kime bırakılacağı konusunda eşler arasında ciddi çekişme ve kaygı yaşanmaktadır.
Türk Medeni Kanunu ve Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi gereğince velayette mutlak ve yegâne ilke çocuğun üstün yararıdır. Ebeveynlerin maddi gelir düzeyi tek başına velayetin belirlenmesinde belirleyici değildir; ekonomik gücü az olan taraf lehine iştirak nafakasına hükmedilerek bu denge sağlanır.
Mahkemece Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Müdürlüğü (sosyal inceleme uzmanı - psikolog/pedagog) görevlendirilir. Uzman; ev ortamını, çocuğun ebeveynlerle bağını ve yaşam koşullarını raporlar. İdrak çağındaki (genellikle 8 yaş ve üzeri) çocukların bizzat uzman eşliğinde dinlenilmesi sağlanır.
Velayet kamu düzenine ilişkindir; boşanma sonrasında velayeti alan tarafın yaşam koşullarında çocuğun gelişimini olumsuz etkileyen esaslı bir değişiklik meydana gelirse velayetin değiştirilmesi davası açılabilir.
İşyerinde veya işin yürütümü sırasında meydana gelen kaza neticesinde yaralanan, uzuv kaybına uğrayan veya hayatını kaybeden işçinin ve yakınlarının mağduriyeti söz konusudur.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu uyarınca işveren, işçinin can güvenliğini sağlamak için gerekli tüm tedbirleri almakla yükümlüdür. İşverenin kusuru oranında maddi ve manevi tazminat sorumluluğu doğar.
Yaralanma halinde: geçici iş göremezlik ödeneği, kalıcı maluliyet oranına göre sürekli iş göremezlik tazminatı, tedavi giderleri ve manevi tazminat talep edilir. Vefat halinde ise geride kalan eş, çocuk ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin destekten yoksun kalma tazminatı ile cenaze ve manevi tazminat hakları mevcuttur.
SGK tarafından bağlanan peşin sermaye değerli gelirler tazminattan mahsup edilir; bu nedenle dosyanın SGK rücu süreçleri ve aktüerya hesap bilirkişisi nosyonuyla incelenmesi kritik önemdedir. İş kazalarında zamanaşımı kural olarak 10 yıldır (ceza zamanaşımı daha uzunsa o süre uygulanır).
Avrupa'da veya başka bir ülkede yaşayan vatandaşlarımızın Türkiye'de miras intikali, taşınmaz alım-satımı, boşanma kararı tanıma-tenfizi veya alacak davaları bulunmakta ancak Türkiye'ye seyahat etme imkanları kısıtlıdır.
1136 sayılı Avukatlık Kanunu uyarınca, yetkili konsolosluklar veya yurtdışı noterleri (apostil şerhli) vasıtasıyla çıkarılan avukatlık vekaletnamesi ile Türkiye'deki tüm dava, icra ve resmi daire işlemleri müvekkil adına bizzat avukat tarafından yürütülebilir.
Ofisimizle online görüntülü görüşme (Zoom / WhatsApp) gerçekleştirilerek dosya detayları değerlendirilir. Konsolosluktan çıkarılacak vekaletname metni ofisimizce hazırlanıp müvekkile iletilir. Vekaletnamenin büromuza ulaşmasıyla birlikte Türkiye'ye gelmenize gerek kalmaksızın tüm işlemler başlatılır.
Boşanma, gayrimenkul satışı ve intikali gibi işlemlerde vekaletnamede özel yetkilerin (fotoğraflı ve açık yetkili) bulunması zorunludur. Yanlış veya eksik vekaletname konsoloslukta zaman kaybına yol açabilir.
Hukuki danışmanlık veya dava takibi hizmeti almak isteyen müvekkiller, sürecin mali boyutunu ve yasal çerçevesini öngörmek istemektedir.
Avukatlık Kanunu m. 164 uyarınca avukatlık ücreti serbestçe belirlenir; ancak Türkiye Barolar Birliği tarafından her yıl yayımlanan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin (AAÜT) altında ücret kararlaştırılamaz.
İlk görüşmede dosyanızın delilleri, uyuşmazlığın karmaşıklığı ve harcanacak mesleki mesai değerlendirilir. Ücret ve yargılama gider avansları (harç, tebligat, bilirkişi giderleri) baştan şeffaf şekilde yazılı avukatlık sözleşmesi ile belirlenir.
Avukatlık meslek kuralları gereğince hiçbir dosya için "kesin kazanma" veya "garantili tazminat miktarı" taahhüt edilemez; büromuz her dosyayı hukuki riskleri ve olası sonuçlarıyla dürüstçe değerlendirir.
Burada yer almayan özel durumlarınız veya süreli hukuki işlemleriniz için ofisimizle iletişime geçebilirsiniz.

Çevrimiçi